Ana içeriğe atla

Mobil İşletim Sistemlerinin Dünü, Bugünü, Yarını

Mobil işletim sistemleri tarihçesine ve gelişimine bakıldığında 29 Haziran 2007 çok önemli bir yer tutuyor. O gün Steve Jobs sahneye çıkıp ilk “pinching” hareketi ile tüm izleyenleri şaşırtığında kimse o gün sunulan yeniliklerin tüm yazılım dünyasını bu kadar etkileyeceğini öngörememişti.  


Aslında mobil işletim sistemlerinin ortaya çıkışı doksanlı yılların ilk yarılarına kadar uzanıyor. 1992 yılında PDA cihazlarında kalem ile dokunmatik olarak yazı yazma imkanı sunma amacıyla geliştirmelerine başlanan Windows CE, 1996 yılında ortaya çıktığında Microsoft rakipsizdi. Ardından, ilk gerçek mobil işletim sistemi olarak kabul gören Pocket PC yayınlandığında ise yıl 2000 idi.

Microsoft, devam eden yıllarda Windows Mobile ismini alan bu işletim sistemini geliştirmeyi sürdürerek 2000li yıllarda Pazar liderliğini elinde tuttu. Özellikle, Microsoft`un sunduğu genel kabul gören geliştirme ortamlarında uygulama hayata geçirmenin kolaylığı ile iş uygulamalarında çok başarılı oldu. 2007 yılındaki büyük değişimden sonra 3 yıl daha ayakta kalan Windows Mobile, 2010 yılında emekli edilen 6.5 versiyonuna kadar gelişimini sürdürdü. 2000li yıllar özellikle iş uygulamalarında Windows işletim sisteminin egemenliğinde geçti.

Bu yıllarda Microsoft pazardaki tek oyuncu değildi. Kişisel akıllı cihaz kullanımında Kanadalı üretici RIM`in Blackbery`i modeli, sunduğu e-posta, faks, iki yönlü mesajlaşma özellikleri gibi ofis kullanıcılarına yönelik fonksiyonlar ile öne çıktı. 1999 yılında geliştirmeye başlanan Blackbery OS da 2007 deki değişime her ne kadar 2012`de çıkardığı Blackbery 10 versiyonu ile  ayak uydurmaya çalışsa da başarılı olamadı ve 2013 yılında geliştirmeleri durduruldu.

Aşağıdaki araştırma, 2007`de ortaya çıkan iOS ve Android ile  yaşanan değişimin mobil işletim sistemlerinin pazar paylarındaki etkisini açık bir şekilde gösteriyor :


Android ve iOS hem kullanıcılara kalemden parmak kullanımına geçerek büyük bir kullanım deneyimi değişikliği yaşatarak hem de uygulama geliştiricilere sunduğu oldukça yetenekli geliştirme ortamları sayesinde tüm yazılım dünyasını değiştirdi.

İki platform da ortaya çıkardıkları uygulama geliştiricilerin kullanıcılara ulaşmasını çok kolaylaştıran mağazaları ile aynı zamanda yazılım girişimcilerinin önünü açtılar ve 10 yıl gibi kısa bir sürede değerleri milyar dolar barajını oldukça aşan Uber, Twitter, Instagram, Snapchat vb. dev yazılım şirketlerinin ortaya çıkmasını sağladılar.

Günümüze geldiğimizde ise Android 2008 deki ilk versiyonu olan Cupcake`den Ağustos 2016`da kullanıma sunulan Nougat`a kadar 7 yeni versiyon yayınladı. Google`ın Linux çekirdeği üzerine geliştirmeye başladığı Android bugün akıllı telefonların yanında tabletler, akıllı televizyonlar ve hatta Remix OS vb. projeler ile masaüstü sistemlere de yayılmaya başladı.

IOS ise Apple`ın kapalı sistem kararı nedeniyle her nekadar iş uygulamalarında son yıllarda öne çıkmaya başlasa da toplam kullanım oranlarında Android`in hala oldukça gerisinde.
Microsoft ise Nokia`yı satın aldıktan sonra geliştirmeye başladığı Windows Phone ve devamı olan Windows 10 Mobile işletim sistemi ile beklenenin çok gerisinde pazar payı elde edebildi.

IDC`nin yayınladığı son global pazar payı araştırmasına göre 2016 yılındaki durum aşağıdaki gibi oluşuyor :





Önümüzdeki 5 ile 10 yıl içerisinde mobil teknolojilerin nasıl gelişmeye devam edeceği ve teknoloji şirketlerinin nasıl yol alacağı üzerine en çok konulan konulardan biri olmaya devam ediyor. 

Yapılan araştırmalar Augmented Reality yani arttırılmış gerçeklik uygulamaları ve çözümlerinin, sanal gerçeklik ve giyilebilir teknolojilerin bir sonraki büyük devrim olabileceğini öngürüyor. Önümüzdeki yıllar 2007`deki gibi bir değişimin olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz...

Referanslar : 



Emre ÇELİK

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

UML ve Modelleme – Bölüm 3 (Use Case Diyagramlar)

Önceki iki makalemizde (1, 2) UML’e genel olarak değinip ve modellemede kullanacağımız dokuz diyagram hakkında bilgiler vermiştik. Bu makalemizde Use Case diyagramından detaylı bahsedeceğiz. Öncelikle, genel Use case diyagramının tanımını hatırlayalım. “Bir kullanıcı ve bir sistem arasındaki etkileşimi anlatan senaryo topluluğudur.” Ivar Jacobson Senaryo tanımı için der ki:
“Aktörle sistem arasında gerçekleştirilen, sonucunda aktöre farkedilir getirisi/ faydası oluşan etkileşimli diyalogdur. ” UML Use Case Diyagramları  sistemin işlevselliğini açıklamak amacıyla kullanılır. Sistemin birbirinden ayrı özelliklerinin detaylarını göstermekten ziyade, Use Case Diyagramlar, tüm mevcut işlevselliği göstermek için kullanılabilir. Buradaki en önemli noktalardan biri,   Use Case Diyagramlar temelde sequence diyagram ve akış diyagramlarından farklıdır. Use Case diyagramlar dört ana elemandan oluşmaktadır. Aktörler, Sistem (Proje kapsamını belirtir), Use Caseler ve bunlar arasındaki ilişkiler. Şekil…

UML ve Modelleme – Bölüm 4 (Class (Sınıf) Diyagramları)

Bir önceki makalemizde UML modellemede kullanılan ilk diyagram olan Use Case diyagramını incelemiştik. Bu makalemizde nesne tabanlı programlamada kullanılan sınıflar ve sınıfların arasındaki ilişkileri modelleyebileceğimiz diyagramlar olan Class(Sınıf) diyagramlarını inceleyeceğiz. UML’de sınıflar, nesne tabanlı programlama mantığı ile tasarlanmıştır. Sınıf diyagramının amacı bir model içerisinde sınıfların tasvir edilmesidir. Nesne tabanlı uygulamada, sınıfların kendi özellikleri (üye değişkenler), işlevleri (üye fonksiyonlar) ve diğer sınıflarla ilişkileri bulunmaktadır. UML’de sınıf diyagramlarının genel gösterimi aşağıdaki gibidir. Şekil 1. Class Diyagram Şekil1’de görüldüğü üzere bir dikdörtgeni 3 parçaya bölüyoruz. En üst bölüm sınıf adını, orta kısım özellik listesini (üye değişkenler) ve en son kısım, işlev listesini (üye fonksiyonlar) göstermektedir. Çoğu diyagramlarda alt iki bölüm çıkarılır. Genelde tüm özellik ve işlevler gösterilmemektedir. Amaç, diyagramın sadece belirli k…

Cluster ve clustering nedir? Cluster oluşturmanın faydaları nelerdir? (Bölüm I)

Cluster, basit anlamda benzer bir amaç için belirli bir konfigürasyon yapılarak aynı görevi birlikte ya da yedekli çalışmasını sağlayan servistir. Cluster farklı amaçlarla oluşturulabilir fakat son kullanıcı tarafından her zaman tek bir bilgisayar gibi gözükecektir. Bir cluster oluşturmak için en azından iki adet sunucuya ihtiyaç vardır ve bir cluster içindeki her bir sunucu “node” olarak adlandırılır. İhtiyaç olan hizmete göre çeşitli sayıda nodelar bir araya gelerek clusterları oluşturmaktadır. Bir cluster oluşturmak için gerekli sebepler daha fazla performans ihtiyacı, yüksek erişilebilirlik (high availability) ya da her ikisi birlikte olabilir. Şimdi cluster çeşitlerini çok fazla ayrıntıya girmeden biraz daha yakından inceleyelim. Yüksek erişilebilirlik (High-availability) clusterlarıBu tip cluster yapısında öncelik erişilebilirliği arttırmadır. Bunu tek bir sunucunun görevini herhangi bir donanım yada yazılım problemi oluştuğunda diğer bir sunucunun otomatik olarak devralması olara…