15 Mart 2017 Çarşamba

Yazılımda İnsan, Süreç ve Araç Tutkalı

Yakın bir geçmişte yazılım geliştirme ve yönetme konusunda çok deneyimli bir arkadaşımla konuşurken şöyle bir konu açıldı:  Yazılımda başarılı olmak için süreç mi ve insan mı daha önceliklidir?

Yazının alt kısmını okumadan 1 dakika düşünün, sizin cevabınızı ne olacak?

Bu soru biraz da: Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusuna benziyor değil mi?


Aslında yazılım olsun, başka bir iş olsun ne iş yaparsanız yapın aşağıdaki 3 temel faktör mutlaka vardır. 

Yapılan işin niteliğine bağlı olarak her birinin önemi artabilir, azalabilir.

Yazılım için bunun cevabını ararken, bir futbol takımı düşünelim. Dünyanın en iyi futbol takımlarını diğerlerinden ayıran özellik nedir?
  • Çok iyi bir sistemleri (süreç) vardır; Futbolcu seçme kriterleri, takım olarak oynayabilme, takım içindeki uyum, kuralların ve görev tanımlarının net olması, vb. Bunlar çoğaltılabilir.

  • Aynı zamanda çok iyi futbolcuları vardır.

Şimdi bu futbol takımındaki sistem ve insan alternatiflerini düşünelim;
  • Eğer sistem doğru ama futbolcu iyi değilse;  futbolcu zaten bir süre dışlanacaktır.
  • Sistem kötü ama futbolcu çok iyiyse; bireysel olarak çok büyük bir çaba harcasa bile takımın başarılı olma ihtimali düşük olacaktır.
  • Hem sistem hem futbolcu iyi ise; takım mutlaka bir vadede başarılı olacaktır.
  • Hem sistem, hem futbolcu mükemmel ise; önünde kimse duramaz.

Bu arada unutmamak gerekir ki; sistemleri veya süreçleri planlayanlar da insanlardır…
Başta söylemiştim; yumurta - tavuk ilişkisine çok benziyor diye :)

Futboldan yazılıma dönüp 3 adımda özetlersek;
  • Çok iyi bir süreç tanımlamalı.
  • Sürece uygun iyi çalışma ekibi olmalı
  • Hem kişiler,  hem sürece destek olacak araçlar kullanılmalı. 

Kişisel olarak; bu üç faktörün önceliklendirilmesinden ziyade, birbirine çok güçlü tutkalla bağlı ve birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu düşünüyorum.

Buradaki en büyük zorluk değişimdir.

Dünya çok hızlı değişiyor. İnsan, süreç ve araçların da mutlaka bu değişime ayak uydurması gerekir.

Hem sistem hem futbolcu olarak mükemmeli bulmuş olabilirsiniz ama bu durum bugün için geçerlidir. 

Yarın her şey değişebilir. Özellikle bilişim dünyasında yerinde durmaktan zaten bahsedemeyiz, yavaş koşmak bile çok kısa zamanda geride kalmanıza neden olacaktır.

Seçkin KARABACAKOĞLU


12 Mart 2017 Pazar

Mobil İşletim Sistemlerinin Dünü, Bugünü, Yarını

Mobil işletim sistemleri tarihçesine ve gelişimine bakıldığında 29 Haziran 2007 çok önemli bir yer tutuyor. O gün Steve Jobs sahneye çıkıp ilk “pinching” hareketi ile tüm izleyenleri şaşırtığında kimse o gün sunulan yeniliklerin tüm yazılım dünyasını bu kadar etkileyeceğini öngörememişti.  


Aslında mobil işletim sistemlerinin ortaya çıkışı doksanlı yılların ilk yarılarına kadar uzanıyor. 1992 yılında PDA cihazlarında kalem ile dokunmatik olarak yazı yazma imkanı sunma amacıyla geliştirmelerine başlanan Windows CE, 1996 yılında ortaya çıktığında Microsoft rakipsizdi. Ardından, ilk gerçek mobil işletim sistemi olarak kabul gören Pocket PC yayınlandığında ise yıl 2000 idi.

Microsoft, devam eden yıllarda Windows Mobile ismini alan bu işletim sistemini geliştirmeyi sürdürerek 2000li yıllarda Pazar liderliğini elinde tuttu. Özellikle, Microsoft`un sunduğu genel kabul gören geliştirme ortamlarında uygulama hayata geçirmenin kolaylığı ile iş uygulamalarında çok başarılı oldu. 2007 yılındaki büyük değişimden sonra 3 yıl daha ayakta kalan Windows Mobile, 2010 yılında emekli edilen 6.5 versiyonuna kadar gelişimini sürdürdü. 2000li yıllar özellikle iş uygulamalarında Windows işletim sisteminin egemenliğinde geçti.

Bu yıllarda Microsoft pazardaki tek oyuncu değildi. Kişisel akıllı cihaz kullanımında Kanadalı üretici RIM`in Blackbery`i modeli, sunduğu e-posta, faks, iki yönlü mesajlaşma özellikleri gibi ofis kullanıcılarına yönelik fonksiyonlar ile öne çıktı. 1999 yılında geliştirmeye başlanan Blackbery OS da 2007 deki değişime her ne kadar 2012`de çıkardığı Blackbery 10 versiyonu ile  ayak uydurmaya çalışsa da başarılı olamadı ve 2013 yılında geliştirmeleri durduruldu.

Aşağıdaki araştırma, 2007`de ortaya çıkan iOS ve Android ile  yaşanan değişimin mobil işletim sistemlerinin pazar paylarındaki etkisini açık bir şekilde gösteriyor :


Android ve iOS hem kullanıcılara kalemden parmak kullanımına geçerek büyük bir kullanım deneyimi değişikliği yaşatarak hem de uygulama geliştiricilere sunduğu oldukça yetenekli geliştirme ortamları sayesinde tüm yazılım dünyasını değiştirdi.

İki platform da ortaya çıkardıkları uygulama geliştiricilerin kullanıcılara ulaşmasını çok kolaylaştıran mağazaları ile aynı zamanda yazılım girişimcilerinin önünü açtılar ve 10 yıl gibi kısa bir sürede değerleri milyar dolar barajını oldukça aşan Uber, Twitter, Instagram, Snapchat vb. dev yazılım şirketlerinin ortaya çıkmasını sağladılar.

Günümüze geldiğimizde ise Android 2008 deki ilk versiyonu olan Cupcake`den Ağustos 2016`da kullanıma sunulan Nougat`a kadar 7 yeni versiyon yayınladı. Google`ın Linux çekirdeği üzerine geliştirmeye başladığı Android bugün akıllı telefonların yanında tabletler, akıllı televizyonlar ve hatta Remix OS vb. projeler ile masaüstü sistemlere de yayılmaya başladı.

IOS ise Apple`ın kapalı sistem kararı nedeniyle her nekadar iş uygulamalarında son yıllarda öne çıkmaya başlasa da toplam kullanım oranlarında Android`in hala oldukça gerisinde.
Microsoft ise Nokia`yı satın aldıktan sonra geliştirmeye başladığı Windows Phone ve devamı olan Windows 10 Mobile işletim sistemi ile beklenenin çok gerisinde pazar payı elde edebildi.

IDC`nin yayınladığı son global pazar payı araştırmasına göre 2016 yılındaki durum aşağıdaki gibi oluşuyor :





Önümüzdeki 5 ile 10 yıl içerisinde mobil teknolojilerin nasıl gelişmeye devam edeceği ve teknoloji şirketlerinin nasıl yol alacağı üzerine en çok konulan konulardan biri olmaya devam ediyor. 

Yapılan araştırmalar Augmented Reality yani arttırılmış gerçeklik uygulamaları ve çözümlerinin, sanal gerçeklik ve giyilebilir teknolojilerin bir sonraki büyük devrim olabileceğini öngürüyor. Önümüzdeki yıllar 2007`deki gibi bir değişimin olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz...

Referanslar : 



Emre ÇELİK

2 Şubat 2017 Perşembe

Kuantum Bilgisayarı

Kuantum bilgisayarı nedir? Nasıl yapılır? Evde kuantum bilgisayarı nasıl yapılır? İkinci el kuantum bilgisayarı alırken nelere dikkat etmeliyiz? Güzel olurdu dimi? Ama maalesef bu yazı o şekilde ilerlemiyor, şu şekilde ilerliyor;

Kuantum bilgisayarı özetle 'kuantum mekaniği yasalarına" göre çalışan bir bilgisayar sistemidir. Kullanmakta olduğumuz kişisel bilgisayarlara göre birçok açıdan farklılık gösterir. Bildiğiniz gibi bizim makineler bit diye bildiğimiz haberleşme ve depolama birimlerini kullanmaktadır. Bit'ler söz konusu olduğunda,bir cihaz ya da fiziksel bir sistem tarafından depolanabilecek bilginin maksimum değeri normal olarak sadece 2 farklı şekilde bulunabilir. 

Basitce bahsedersek, bir kapasitörün yüklü veya yüksüz olmasına göre, bir birimini 0 veya 1  durumlarından birinde olarak değerlendiririz. Fakat, kuantum bilgisayarlarında bit yerine q-bit (yada qubit)ler işlem görür.

Nedir q-bit?

Kuantum mekaniği yasalarına göre iki düzeyli sayılabilecek tüm sistemlerin q-bit bilgi taşıdığı söylenebilir. Yine aynı yasaların üst üste gelme (süperpozisyon) prensibi, bir q-bit'in hem 0 hem de 1 durumunu belirtir. 

Süperpozisyon prensibine değinmek için bir zar örneği verelim. Normalde zar atılmadan önce her bir sayının gelme olasılığı 1/6 dır diye düşünürüz. Bu prensipte ise zardaki altı durumun sanki altı zar atılmış gibi mevcut olduğunu, zara baktığımız anda beş durumun birden kaybolup da tek durumu gördüğümüzü düşünmek gerekir. Yani bir q-bit sadece 1 ve 0 değil, 1,0,10 ve 10 durumlarını barındırabilir.Genel olarak n q-bit sahibi bir kuantum bilgisayarı 2^n  farklı durumda olabilir.

Kuantum bilgisayarlarda süper iletkenler veya optik kablolar vasıtasıyla fotonlar q-bit birimi olarak kullanılabilmektedir.

Q-bitlerin süperpozisyon durumu, süper iletkenler veya optik kabloların sağlın sağladığı hız, normal bir bilgisayar ile kıyaslanamayacak kadar büyüktür.

Çok güçlü bilgisayalarla bile aylar sürecek bir şifre kırma işlemi, kuantum bilgisayarı ve uygun algoritma sayesinde saniyeden daha kısa sürede tamamlanabilir.

Google ve IBM gibi güçlü şirketlerde kuantum bilgisayarları bulunuyor. Maalesef kullanımı öyle bizim bilgisayarlar gibi kolay ve ucuz değil. Öncelikle çözülmek istenen problem için algoritma geliştirilmesi gerekiyor. 

Kuantum bilgisayarlarının kullanım alanları şimdilik çok geniş değil.

D-Wave isimli bir firma bu işe girişmiş ve optimizasyon,simulasyon, nesne algılama, video sıkıştırma gibi işler için kullanılabileceğini belirtmiştir.


Yine de kuantum bilgisayarının hesapladığı verilerin tercümesi için normal bir bilgisayar kullanılıyor.

Aman ben de alayım bir tane eve koyayım da komşunun wi-fi şifresini patlatayım diye düşünen arkadaşlara kötü haber, o iş öyle ucuz değil. 

Ayrıca bilgisayarın çalışma ortamında havanın vakumlanması gerekiyor çünkü havanın içerdiği gaz molekülleri geçici olarak işleme dahil oluphesaplama hatalarına yol açabiliyor. Soğutma için sıvı nitrojen, helyum gibi gazlar kullanılıyor. Bu sistemleri bir araya getirince oldukca alan kaplayan koca koca  ve gürültülü kabinler canlanıyor insanın gözünde.
Mesela kodlama yapayım şunda diyemiyorsunuz, çünkü sistem sabit değil.
Sabit değil derken, mesela 0 değerinde bir bit yok, ne olduğunu gözlemleyemeyeceğimiz bir q-bit var, dolayısıyla debug diye bir imkan da yok :)

Gelecekte kuantum bilgisayarların yaygınlaşması bekleniyor ama bu demek değil ki bizim emektar makineleri unutacağız.Bilgisayar teknolojisi gelişimine devam edecek fakat yüksek veri işlem hızı gerektiren işler için kuantum bilgisayarları kullanılacaktır.

Dilerseniz aşağıdaki videodan IBM’in kuantum araştırma laboratuvarına göz atabilirsiniz.



Veya bir algoritma örneği ile ilgili videolar ve kendi algoritmanız üzerinde çalışma imkanı veren IBM'in sitesine de bakabilirsiniz. 

Referanslar 

·       C.H Bennett - Quantum Information And Computation, 1995
  
    Gökhan KAPLAN

19 Ocak 2017 Perşembe

Verimli Çalışma Tekniği : Pomodoro

Belki hepimizin ortak tek problemi zamanimizi verimli kullanamamak. Buna bir çok sebep var. Ortamdaki gürültü, çalan telefon, gelen sorular, aklımıza takılan herhangi bir şey, her türlü sosyal medyaya bağlı olan telefonumuzun sürekli ışık çıkarması ... Bu kadar dikkat dağıtan şey arasında odaklanamıyoruz. Tamamen bunlar gibi problemler için üretilmiş bir teknik pomodoro.


Bu tekniğin adı tekniği bulan Francesco Cirillo 'nun mutfağındaki domates şeklindeki zamanlayıcıdan gelmiş. Zaten pomodoro İtalyanca domates anlamına geliyor. Francesco'nun ders çalışmayla ilgili problemleri varmış. Bu problemlerin ana nedeninin çevresinde çok fazla dikkatdağıtan şey  olduğunu ve kafasının karışıklığından ileri geldiğini düşünmüş. Bunu çözmek için kendi kendine şu soruyu sormuş. 10 dakika boyunca gerçekten çalışabilir misin ama gerçekten? Bunun için bir zamanlayıcıya ihtiyacı varmış ve domates şeklindeki mutfak zamanlayıcısını bulmuş. 

Nasıl çalışıyor?

Bu iş için öncelikle bir zamanlayıcıya ihtiyacımız var. Telefonumuz olabilir uygulamalar internet siteleri vs herhangi birşey.
Zamanlayıcımızı 25 dakikaya kuruyoruz. Ve 25 dakika boyunca hiçbirşeyin bizim dikkatimizi dağıtmasına izin vermiyoruz. Burası en önemli kısım. 25 dakika boyunca o işe odaklanmalıyız. Sonrasında da 5 dakikalık bir mola veriyoruz. O molada da kesinlikle o işle ilgili düşünmemeliyiz. Kafamızı dağıyacak her şey olabilir. Sosyal medya, küçük bir oyun, arkadaşımızla sohbet, komik bir video ne olursa.
Boylece 1 pomodoro yapmış olduk.
1 Pomodoro = 25 dk + 5dk dinlenme = 30 dk
4 Pomodoro dan yani 2 saatten sonrada 20 yada 30 dakikalık bir ara veriyoruz.

Nasıl etkiliyor?
  • Aslında işimizi 25 dakikalık parçalara böldüğümüz için yapacağımız şeyi küçülterek daha iyi yönetmemizi sağlıyor. (Divide and conquer)
  • Neyi ne kadar sürede yapabileceğimizi daha iyi tahminlememize yol açıyor. Tümevarım yapabiliyoruz.
  • Bölünmeleri tamamen yok ediyor. Ve o konunun en fazla ertelenme suresi 25 dakika. Ama bölünmediğimiz için tekrar odaklanmak zorunda kalmıyoruz ve onun vaktini kaybetmiyoruz.

Açıkçası ben program kullanmadan işin başında göz ucuyla saate bakarak bunu uyguluyorum. İlk başta uygulamalardan ya da siteler üzerinden zaman tutmaya başlamıştım. Ancak uyguladıkça bu şekilde psikolojik bir çalışma ritminiz oluyor ve şu an zamanlayıcıya veya saate bile ihtiyaç olmadan bu şekilde çalışabiliyorum. Farki şöyle anlatabilirim; uyguladığım günlerde gün sonunda hiç bir yorgunluk hissetmeden çok güzel işler çıkarmış oluyorum. Verimli bir gün geçiyor. Uygulayamadığım günlerde - genellikle "acil" konseptli işler olup düzenim bozulduğunda - ortaya pek birşey çıkaramamış, verimsiz bir gün geçirmiş oluyorum. Üstüne gün sonunda yorgunluktan kaynaklı sağlık problemleride oluşabiliyor.
Kısacası arkadaşlar domates güzel birşey. Uygulayın uygulatın. :)


Browser üzerinden takip için : https://tomato-timer.com

Ekin KUTLU

Cloud Computing (Bulut Bilişim)

Bilgisayarlar ve diğer cihazlar için, uygulama , program ve  verilerin bulutta depolanıp,  istenildiği zaman bu verilere ulaşılabilen internet tabanlı bilişim hizmetlerine Bulut Bilişim (Cloud Computing) denir. 

Bulut bilişim bu yönüyle bir ürün değil bir hizmettir.

Daha basit bir anlatım ile ihtiyacımız olan her türlü doküman ve dosyanın her yerden 
ulaşılabilir olmasını sağlayan bilgisayar anlamına geliyor. Tek bir sunucuda toplanan bilgi, belge, sunum, dosyaların internetin var olduğu her yerden ulaşılabilir olması anlamına geliyor. Bu sayede firmalar daha esnek bir yapıya sahip oluyorlar. 

Sadece firmalar için değil, kişisel veri ve belgelerin her yerden ulaşılabilir olmasını mümkün kılan bulut bilişim hizmetleri, hardisk ve harici taşıyıcılar gibi malzeme gereksinimlerinin ortadan kalkmasını sağlıyor.

Bulut bilişim fikrinin temelleri 1950’li yıllarda atılmıştır. İnternet devlerinden olan Amazon, veri merkezlerini modernize ederek bulut bilişimin gelişmesinde anahtar bir rol oynayarak ilk gerçek bulut bilişim hizmeti olan Amazon S3’ün 2006 yılında hizmete girmesini sağladı.  2008’in ortalarına gelindiğinde, Gartner (Danışmanlık ve Araştırma Şirketi) bulut bilişimi bilgi teknoloji hizmetleri sektöründe hem kullanıcılar hem de tedarikçiler arasındaki ilişkiyi değiştirebilecek potansiyeli işaret etti. 2008 den bu yana Dünya’da yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. Son birkaç yıldır ülkemizde yaygınlaşan bu teknoloji  oldukça hızlı bir şekilde büyümeye devam ediyor.

Günümüz teknolojisinde ki mevcut cihazlarda kullanıcılar her geçen gün daha fazla kişisel veri ve data saklamak istediği için barındırma kapasitesi büyük sorunlara sebep olmaktadır. Bununla birlikte cihazların özellikleri, kapasiteleri gittikçe artıyor. Bilgisayar, notebook, netbook, ve taşınabilir akıllı cihazların teknoloji ve kapasitesinin artmasıyla orantılı olarak fiyatlar da yükseliyor. Tüm bu sorunlara çözüm olarak ortaya çıkan Bulut (Cloud) Teknolojisi, internet üzerinden, erişimde bulunulan yazılım uygulamaları, veri depolama hizmeti ve işlem kapasitesi olarak tanımlanmaktadır. En düşük kapasiteli cihazla bile istenilen yerden istenildiği zaman her tür bilgiye, kişisel veriye ulaşmayı sağlıyor. Tüm bu işlemler için, dijital bir ağ aracılığıyla çoklu sunucu bağlantısı gerçekleştiriyor. Bulut teknolojisinin üç yapıtaşı vardır. Bunlar SaaS (Software as a Service) yazılımı servis olarak sunma, PaaS (Platform as a Service) platform hizmeti  ve IaaS’tır (Infrastructure as a Service); sunucu altyapı hizmeti.

Software as a Services (SaaS

Kullanıcıların ihtiyaç duyduğu CRM, ERP, finans ve muhasebe yazılımları gibi programları bulut üzerinde çalışmasını sağlar.

Farklı lokasyonlarda faaliyet gösteren firmalar için SaaS ekstra yazılım maliyeti oluşturmayarak ciddi ekonomik avantaj sağlar. SaaS için en uygun örnek Gmail’dir. Google’ın sunduğu bu hizmet ile mail gönderebilir, dokümanlarınızı düzenleyebilir ve dosyalarınızı yedekleyebilirsiniz. 

Yazılım bilginiz olmasa dahi tüm işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz.

Platform as a Service (PaaS)

Uygulama geliştiricilere donanım ve yazılım katmanları sunarak projelerini geliştirme imkanı sağlar.

Bu hizmet sistem yönetimi, işletim sistemi, programlama dili ortamı, veri tabanı vs. gibi platformlar sunar. Sistem yönetimi hizmet sağlayıcı tarafından gerçekleştirildiği için siz sadece uygulamaları ve verilerinizi yönetirsiniz. Örneğin PHP ile bir yazılım kodladınız. 

Kodladığınız yazılımın SQL ve web sunucu altyapısı ile uğraşmak zorunda kalmazsınız. PaaS, sadece yazılımınızın çalışması gereken platformları sağlar.

Infrastructure as a Service (IaaS)

Bulut Bilişim’in en temel hizmetidir. IaaS ile sanal sunucu oluşturulup kullanıcılara bulut sunucu hizmeti sunulmaktadır.

Bulut altyapısı ile sanal sunucu kaynakları size özel olarak tahsis edilir. IaaS ile esnek altyapıya sahip olursunuz. Örneğin tatil organize eden web sitelerinde tatil sezonlarının başlangıcına yakın sunucu kaynak ihtiyacı artar. 

Kullanılan kaynaklar, Bulut Bilişim’in esnek yapısından faydalanılarak istendiği zaman arttırılıp/azaltılabilir.

Bulut Teknolojisi’nin Getirdiği Avantajlar

►Bulut bilişim sistemleri API’ler ile hızlı kullanım kolaylığı sağlıyor.
►Daha fazla depolama alanı, hızlı veri transferi ve bu yedekleme üzerinde maliyet tasarrufu yapabilme gibi bir takım olanaklar sağlıyor.
►Sürekli olarak artan verilerin arşivlenmesi, kullanıcıların yetki ve takibi gibi konuların oluşturduğu alt yapı karmaşası ortadan kalkıyor.
►Bulut teknolojisi yazılımları web tarayıcıları üzerinden çalıştığından, bilgisayar, tablet, akıllı telefon ve  Smart TV'ler de kullanılarak platform bağımlılığından koruyor.
►Bulut yazılım hizmetini veren şirketlerin  verilerinin tutulduğu serverları 7/24 yazılım ve donanımsal olarak güvenlik tedbirlerini aldıklarından dolayı ana bilgisayardan daha güvenlidir.

Bulut Teknolojisi’nin Dezavantajları

►Ülkelerin ekonomik durumlarından dolayı dijital bölünmeyi arttıracak, bu da uluslararası, politik ve ekonomik sorunlar doğuracaktır.
►En önemli sorun ise depolanan verilere ulaşılabilmesi için internet bağlantısının olması gerekmektedir. Yani internet olmayan durumlarda bilgilerimize erişmek söz konusu değildir. İnternete bağlı olarak düşük hızlı internete sahipseniz veri alış-veriş hızınız da o derecede daha yavaş olacaktır.
►Bulut teknolojisi servisi kullanarak veri saklanması, kullanıcının verilerini riske atması bilgi güvenliğini ve kullanıcı gizliliğini sağlayamamaktadır. Güvenlik açıkları oldukça fazladır.
►Hizmetlerinin gelişmesiyle birlikte donanımsal ve yazılımsal bakım ve tamir maliyetlerinin azalacak olması ve buna bağlı olarak da bu işi yapan Bilgi Teknolojisi (BT) uzmanlarının iş sahalarının daralması durumu da son dezavantajlardan birisidir.
Bulut Bilişim’in Geliştirme Modelleri
Dört ayrı çeşidi ile karşımıza çıkan bu teknoloji  farklı alanlarda,farklı biçimlerde kullanılmaya olanak sağlıyor.
Public Cloud (Genel Bulut)
İnternet üzerindeki sunucular ile kurulan bir bulut teknolojisi. Küçük ve orta ölçekli şirketlerde kullanacağınız kullandığınız kadar ödeme yapılan  bu modele örnek olarak, elektronik postalar gösterilebilir.

Private Cloud (Özel Bulut)
Bilgileri önemli olan büyük şirketlerin tercih ettiği bir bulut teknolojisidir. Tüm bilgiler kurucunun elinin altındadır ve erişim güvenliği  ve gizliliği yüksektir. Microsoft bunu size Hyper-V ve System Center Ürün Ailesi yardımı ile sağlamaktadır.

Hybrid Cloud (Melez Bulut)
Public ve Private Cloud’un birleşiminden ortaya çıkan bulut teknolojisidir.Şirketlerin hacmine göre birleşim oranlarında farklılıklar görülebiliyor.
Community Cloud (Topluluk Bulut)
Birkaç şirket ile ortak kullanılan hizmetleri barındıran bulut teknolojisidir. Topluluk üyeleri uygulama ve verilere erişebilmektedir.

Bulut Teknolojisi Hizmeti Veren Platformlar

►Dropbox (
http://dropbox.com)
►Google Drive (http://drive.google.com)
►Yandex.Disk (http://disk.yandex.com)
►Turkcell Akıllı Bulut (http://turkcellakillibulut.com)
►TTNET Bulut (http://ttnetbulutu.com)
►Ubuntu One (https://one.ubuntu.com)

Bulut Bilişim Uygulamaları

Karelport.com: Bulut üzerinden hizmetler, fırsatlar ve sosyal paylaşım olanakları sunan online iş çevresi 
Amazon Elastic Compute Cloud (Amazon EC2): Ölçeklenebilir ve kullanım kapasitesi kadar ücretleme yapılan Amazon.com’un bulut işlem gücü servisi
Fizy.com: Bulut üzerinde müzik dinleme servisi
Google Apps: Ofis, veri ve iletişim amaçlı online uygulamalar
Salesforce.com: Salesforce’un müşteri ilişkileri yönetimi (CRM) servisi
Sade Arge: IOT Cloud çözümleri

Referanslar 

  Hasan BOYACI